Allah’ın eserleriyle kendini göstermesi nasıl oluyor?
Allah vardır. Allah yarattığı eserleriyle kullarına kendini tanıtmak ve sevdirmek ister. Bunun sonucu olarak da kullarından kendini tanımalarını ve sevmelerini ister.Amaç bu olunca, böyle bir amaca Allah’ın kendini göstermesinden çok, eserlerini göstermesi hizmet eder.Bu gerçek kendini tanıtmak isteyen her şey için geçerlidir. Örneğin bir aşçı yüzlerce insana kendini tanıtmak ve sevdirmek istese iki yoldan birini seçer. İnsanların karşısına geçer ve der ki; “ben dünyanın en güzel yemeklerini yapan, aşçı Bekir ustayım”. Birini ismen tanımak, sevmek için yeter şart değildir. Sevgi, kişiye ait özelliklerinin tanınması ve bilinmesiyle ortaya çıkan bir duygudur. Tanımak ve sevmek için, tanıtıcı özelliklerin bilinmesi gerekir. Birinci yol, aşçı Bekir Usta’yı tanıtmakta yetersiz kalıyor. Usta’nın karşısına biri çıkıp, “Ben senin aşçılığına inanmıyorum.
Ortada aşçılığını ispatlayacak hiçbir şey yok.” dese, Bekir Usta’nın “Benim burada olmam yeterli değil mi?” demesi, yeterli bir cevap değildir. Eğer bu şekilde bir tanıtım kabul edilse, o zaman bizim, bize “Ben aşçıyım” diyen herkesin aşçılığını kabul etmemiz gerekir. Bekir Usta kendini tanıtmak ve sevdirmek için ikinci yolu tercih ediyor ve bir sergi salonu açıyor. Orada 99 ayrı yemek sergiliyor. Her bir yemek hakkında bilgi vermesi içinde bir rehber tayin ediyor. Salona gelenler, yemeklere hayran kalıyorlar. “Bu yemekleri kim yaptı?” diye rehbere soruyorlar. Rehber de diyor ki; “Aşçı Bekir Usta”. Sonra biri diyor ki; “Ben Bekir Usta’yı görmedikçe onun bu yemekleri yaptığına inanmam”. Rehber de diyor ki; Bekir Usta kendini eserleriyle tanıtıyor. Eğer sen bu yemekleri onun yapmadığını iddia ediyorsan, çağırabileceğin herkesi çağır. Bu yemeklerin bir benzerini yapsınlar”. Aşçıyı inkâr eden adamın çağırdığı herkes yemekleri tattıktan sonra, bu yemeklerinin aynısı yapmakta aciz kalacaklarını, sadece taklit edebileceklerini itiraf ediyorlar.Salonda bulunan herkesin o yemeklerini aynısı yapmakta aciz kalmaları, Bekir Usta’nın eşsiz bir aşçı olduğuna şahitlik ediyor. Evet, misalin hakikatine bakalım.Şu dünya, Allah’ın yarattığı bir sergi salonudur. Allah kendini tanıtmak ve sevdirmek için sayısız nimetler yaratmış. Allah (C.C.), birinci tanıtma şeklinde olduğu gibi, İnsanlara “Ben Allah’ım” diye görünmek yerine, kendisinin tek yaratıcı olduğuna şahitlik eden eserleriyle kendini tanıtıyor.... Ve bir de kendini tanıtsın diye bir de elçi tayin ediyor. Allah’ın yarattığı eserlerinin aynını yaratmakta bütün varlıkların aciz kalması, Allah’ın her şeyi yaratmaya kadir bir zat olduğuna şahitlik ediyor. Evet, kâinatta var olan her şeyi, var etmeden aciz kalan varlıklar adedince Allah’ın varlığına şahitler vardır.O’nun varlığını inkâr, insanın kendi varlığını inkârdan daha zordur.
Allah niçin insanları imtihan ediyor?
Allah yaşadığımız kâinatı yaratan ve onun kanunlarını koyandır. Bizler kâinatın kral dairesi sayılan şu dünyada, Allah’ın koyduğu kanunlara uyarak yaşıyoruz. Doğmamız, ölmemiz, yaşlanmamız, acıkmamız, yemek yememiz, nefes almamız ve daha birçok şey, bizim dışımızda belirlenen hayat kanunlarıdır. Bunlara istesek de istemesek de uymak zorundayız.İnsan bu kanunlara uyduğu gibi, bu kanunları günlük hayatına da uyarlıyor. Mesela eğitim sistemi... Eğitim sisteminde imtihan asıldır. Allah’ın dünyada insanları “niçin imtihan ettiği” sorulur ama okulda öğrencilerin neden imtihan olduğu hiç sorulmaz. Okulda imtihanın gerekliliği ne kadar makulse, bu dünya hayatında Allah’ın kullarını imtihan etmesi de o kadar makuldür. Bir an okulda imtihanın olmadığını, çalışanın ve çalışmayanın aynı sonucu aldığı bir sistem düşünelim. Bu sistem çalışanları mağdur edecek, çalışmayanlara da hak etmedikleri neticeler bahşedecek. Evet, bu dünya hayatında eğer imtihan olmasaydı o zaman da şu sorular sorulacaktı, “Neden bir imtihan yok? İyiler de kötüler de aynı muameleyi görüyor. Bu haksızlık değil mi?” İnsanlar, getireceği faydaları dikkate aldıkları için, dünyadaki sınav sistemini ve sınav sonucu elde edilen başarıları tenkit etmiyorlar. Oysa Allah’ın koymuş olduğu sınav sistemi, insanlara ebedi hayat kazandıracak. Allah yaptığı bu imtihanla, kendi emirlerine uyanları, insanlık için iyi işler yapanları, emirlerine isyan edenlerden, insanlara zulmedenlerden ayırıyor. Kısaca: İmtihan; iyiler ve kötüler ortaya çıksın, iyiler iyi olmanın ödülünü alsın, kötüler de kötü oldukları için kaybettikleri ödüllerinin hasret acısıyla yansın diye yapılıyor.
Allah neden kötülüklere izin veriyor?
Bu sorunun cevabı dünyanın “imtihan yeri” olduğunun bilinmesiyle doğru orantılıdır.Aslında şu dünya dekorunda, pozitif olan her şeyin kıymetinin anlaşılabilmesi için, zıtları olan negatif şeylerin de varlığı gereklidir. Örneğin güneşin kıymetini zıttı olan karanlık gösterdiği gibi, güneş gibi sıcak insanların kıymetini de, karanlık ruhlu insanlar gösterir.Bütün iyilikler insanı hayra çekmek için, bütün kötülükler de insanı, kötülükten hayra doğru itmek için vardır.Bir okulda sınıfı geçme arzusu başarıya doğru çekerken, onun zıttı olan sınıfta kalma korkusu da, öğrenciyi korkutarak başarıya doğru iter. Öğrenci kalırsam halim ne olur korkusuyla, sınıfı geçmek için gayret eder.Kötülere anında ceza verip, onlara müdahale etmek imtihan dekoruna uygun değildir. Eğer Allah her kötülük yapacak insanı, tam yaparken dondursaydı veya ona gökten bir taş atsaydı veya bir melek gönderseydi ve kelepçe taktırsaydı, bu durum dünyanın imtihan dekoruna uygun olmayacaktı.Nasıl ki; bir sınıfta imtihan devam ederken, aynı anda cevapların da tahtaya yazılması uygun değildir.Aynen bunun gibi, insanların akıl ve iradeleriyle Allah’ı bulmaları için yaratılan bu dünyada, Allah’ın kendini gösterircesine olaylara müdahalesi, devam eden imtihanda cevapların tahtaya yazılması gibi olur. İmtihan dekoruna uymaz. Bu durumda insanın iradesi elinden alınmış ve inanmaya mecbur edilmiş olur. Böyle olunca insanın kendi iradesiyle yapmadığı bir şey için cezalandırılmasının da mükâfatlandırılmasının da bir anlamı kalmaz.
Allah nasıl bir yönetim şekli ister?
Allah (C.C.) kendisi ile insan arasındaki ilişkinin bir benzerinin yeryüzünde yönetim şekli olarak tesisini istiyor. Allah (C.C.) insanı tercihlerinde özgür bırakıyor. İnsanı kendi varlığını kabul etme de ve inkâr etmede serbest bırakıyor. “فَمَن شَاء فَلْيُؤْمِن وَمَن شَاء فَلْيَكْفُرْ” “Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin. Kehf 29” Allah sonsuz gücün ve kudretin sahibi, dilediğine dilediğini yapabilecek imkânın sahibi olduğu halde, insanların tercihlerine müdahale etmiyor. Başkalarının da özellikle dini konularda “insan tercihlerine” müdahale etmesine izin vermiyor. “لاَ إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ” “Dinde zorlama yoktur... Bakara-256” Allah (C.C.) insanlara tercihlerinin sonuçlarını gösteriyor. Yaptıkları tercihlerin getireceği fayda ve zararı, gönderdiği peygamberler ve kitaplarla insanlara bildiriyor, sonrasını onların özgür iradesine bırakıyor.Allah’ın (C.C.) bu uygulamasını bir devlet modeline yansıttığımızda bu devletin en önemli özelliği, insanları tercihlerde özgür bırakması olmalıdır.Özellikle o devletin vatandaşlar olan insanlar bir dini tercih edip-etmemede özgür bırakılmalıdır. Mesela insanların tehditle din değiştirdiğini ve tehditle namaz kıldığını düşünelim veya yine tehditle namaz kıldırılmadığın düşünelim. Ortada özgür irade olmayınca, bir mükâfat veya cezanın olması bir anlam ifade eder mi?Siz birine silah tehdidiyle bir başkasına vurmasını emretseniz, burada kim suçludur?Bir yönetim şeklinde, başkalarına zarar vermediği müddetçe insanlara özgür tercih ortamı sağlanmıyorsa, var olan her şey teferruattır.Kısaca Allah’ın (C.C.) istediği yönetim şeklinin en büyük özelliği, insanlara tercihlerinin sonuçlarını anlatmak, ama onların özgür tercihlerine müdahale etmemektir.
Bir insan İslam’ı seçtiğinde, kendi dinini terk etmesi gerekir mi?
Bir Müslüman’ın Hz. Muhammed’den (S.A.V.) önceki peygamberlere de ve onlara gönderilen kitaplara da iman etmesi gerekir. Müslüman olması, onları reddetmesi veya terk etmesi gibi sonuç vermiyor aksine, reddederse Müslümanlığı kabul olmuyor.Müslüman bir aileden dünyaya gelen bir insanın Hz. Muhammet’ten (S.A.V.) önceki peygamberleri ve kitapları reddetmesini yasaklayan İslam dini, Müslüman olmayan bir aileden dünyaya gelen insanların da İslam dinine girdiklerinde önceki peygamberlerini ve kitapların reddetmelerini kesinlikle istemez.Bunun sonucu olarak sonradan olanı ile olmayanı ile her Müslüman şu ayetlere iman eder. “والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ” “Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilen (mukaddes kitaplara) iman ederler;... Bakara 4” “لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ” “Allah'ın peygamberlerinden hiçbiri arasında ayırım yapmayız. Bakara 285” Bu ayetler ışığında konuyu biraz daha açalım. Müslüman kelimesinin anlamı ; “Allah’ın emirlerine teslim olmuş kişi” demektir.Bütün zamanlarda, Allah’a, O’nun gönderdiği peygamberlere ve o peygamberlere gönderilen kitaplara iman eden her insan, Müslüman’dır.Hz. İbrahim (A.S.) peygamberin çağdaşı olan insanlara, İbrahim peygambere İman eden Müslümanlar denir.Hz. İsa’nın çağdaşı olan insanlara da, İsa peygambere iman eden Müslümanlar denir.Hz. Muhammed’in çağdaşı olan insanlara da, Hz. Muhammed’in peygamberliğine iman eden Müslümanlar denir.Bu konuda Kuran’dan birkaç örnek verelim:Allah (C.C.). İbrahim Peygamber’e (A.S.) şöyle buyuruyor. “إِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُ أَسْلِمْ قَالَ أَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ” “Çünkü Rabbi ona: Müslüman ol, demiş, o da: Âlemlerin Rabbine boyun eğdim, demişti. Bakara 131” “وَإِذْ أَوْحَيْتُ إِلَى الْحَوَارِيِّينَ أَنْ آمِنُوا بِي وَبِرَسُولِي قَالُوَا آمَنَّا وَاشْهَدْ بِأَنَّنَا مُسْلِمُونَ” “Hani havârîlere, «Bana ve peygamberime iman edin» diye ilham etmiştim. Onlar (da), «İman ettik, bizim Allah'a teslim olmuş kimseler (Müslümanlar) olduğumuza sen de şahit ol» demişlerdi. Maide 111” Kuran aşağıdaki ayetleriyle İslam dininin son din, Hz. Muhammed’in (S.A.V.) de son peygamber olduğu söyler. “الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ دِينًا” “…Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim. Maide 3” “مَّا كَانَ مُحَمَّدٌ أَبَا أَحَدٍ مِّن رِّجَالِكُمْ وَلَكِن رَّسُولَ اللَّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيِّينَ وَكَانَ اللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا” “Muhammed, sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir; fakat Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. Ahzab 40” Bu ayetlerden sonra şunları söyleyebiliriz. Nasıl ki İspanya’dan Amerika’ya göç eden ve Amerikan vatandaşı olan bir İspanyol için “İspanyol asıllı Amerikalı” deniyorsa, aynen bunun gibi, İslam’ı seçen ve Müslüman olan bir Hıristiyan için “İsa peygamberin getirdiği dinin takipçisi iken İslam’ı seçen Müslüman anlamında” İsevî Müslüman denebilir. Böyle olunca sonradan Müslüman olan bir insan din değiştirmiyor, bilakis, dinini tamamlıyor.İslam dini hiçbir Hıristiyan’a “Hz. İsa’yı (A.S.) reddet sonra gel!” demeyeceğine göre, yeni Müslüman olan bir insana da İslam’a geldiği adresi göstermesi anlamında “İsevi Müslüman” denebilir. Kısaca: Hz. Muhammed’e (S.A.V.) ve Kuran iman edip Müslüman olan bir kişi, dilerse sadece “Ben Müslüman’ım” diyebilir, dilerse, “Ben İsevi Müslüman’ım” da diyebilir. |